Aşk ruhun bir ürünüdür. Ruhta binlerce ihtiyaç içinde ağız, binlerce hastalık vardır. Aşk o ağızların susuzluğu ve hastalıkların şiddeti ölçüsünde büyük olur.
Bir kimse yalnızlık acısına tutulsa sohbeti en hoş ve muhabbet dolu kimseye aşık olmaya doğru gönlü kayar. Kimde ilim susuzluğu fazla ise bir alim görünce gönlü kayar.
Kim fakirlik ızdırabı ile yanıyorsa zengine, merhamete muhtaç ise anneye doğru koşar.
Kimin şehveti fazla olur gönlünü güzele kaptırır, kim ahmaklığına üzgün ise odur akıllı kimse onun tek gözdesi.
Ruhlar birbirlerindeki tamamlayıcı enerjileri arar. Hastalıklarsa çareleri.
Kendini küçük görüp aşağılık hisseden; büyük görülene sahip olmaya niyetlenir, hırslanır.
Aşkları insanlar hakkında engin bilgiler verir. İlim sahibi, bir kişiyle muhatap olunca hemen bilir oluverir; insanlardan kime aşık olacağını…
Karşılıklı aşk az bulunur; çünkü öyle iki kişi düşünün ki birisinin canı sütlaç çekmekte ve kurşun yarası var; aynı zamanda heybesinde bir elma ve bir de panzehir. Öteki kişinin ise o anda canı elma çekmekte ve aynı zamanda kendini bir yılan zehirlemiş; heybesinde ise öteki kişinin sevdiği sütlaç ve ihtiyaç duyduğu yara merhemi var. Böyle iki kişinin karşılaşması nasıl büyük bir mucize olsa bile. Taraflardan biri yada her ikisi kendi açlığını yada hastalığını giderdiğinde aşkta sönmeye yüz tutar. Yerini muhtaçlık ve susuzluk dolu bir özlem halinden; vefa ve kaynaşmadan gelen sevgi, dostluk haline bırakır. Eğer kişilerde bu gibi mevhumlar yoksa herkes kendi yoluna gider. Eğer taraflardan birisi hala susuzluğunu yada hastalığını gideremezse ötekide onun peşinden koşar. Ümidi kalmazsa yeniden yollara düşer ilacı elinde tutanı bulana dek kalbi söner.
Bu nedenle derler ya bütün aşklar biticidir. Bitmeyen aşklar asla kavuşması olmayan aşklardır.
Kul ile Allah arasında ise aşk ise aşkın tarifi yapıldıktan sonra şu şekilde açıklanabilir. Kul önce Allah’a tam olarak görüyormuş gibi iman eder. Ardından İlahi tecelliyat şu 2 özelliği sebep kılarak aşkı yaratır. Kendinde gördüğü eksikliğin, muhtaçlık ve çaresizliğin büyüklüğüne inancı, Allah’ın varlığı ve kulda ki bu ihtiyaçları giderici gücün ve özelliklerin büyüklüğüne olan inancı.
Allah’a aşk beslemeyen bir kul demek iki yerden en az birinde yanılgıya düşmüştür. İlki ve en tehlikeli olanı; Allah’ın varlığına ve gücüne kalben değil yalnızca dil ile inanmak, gelenek ve göreneğe başlı, tefekkürsüz ve derinliği olmayan, kulaktan dolma inanç sahibi olmaktır ki bu Allah’ın dilediği iman değildir. İman yalnız kalben olur, dil ile söylenen ise kalp boş oldukça kıymetsizdir.
İkincisi ise; kulun kendini gerçekte ihtiyaçsız görmesi, zayıflıklardan uzak ve eksiksiz sanmasıdır ki bu kibir ve kendini beğenmişlik manasına gelir. Bir başka deyimiyle haşa İlah’ın, hiçbir şeye muhtaç olmayan, eksiksiz, kusursuz ve hastalıksız gibi sıfatları kendinde gördüğü anlamına gelir. O kişi dili yada aklıyla hayır ben kendimi böyle görmüyorum dese bile bunlar kalp hastalıklarıdır, bilinçaltında yaşarlar. O yüzden kalbin sarrafı olmayan bunu çözemez. Fakat arif olan işaretlerinden anlar.
Kişiye denir ki; sen filanca kadına aşık olmuş, birçok malını harcamış, onun için gururunu küçültmüş ve geceleri uykusuz geçirmiştin. Oysa O’nu sadece ol demekle yaratabilen ve her türlü güzellik ve zenginliğin sahibi olan Allah’a neden aşık olmadın yada ilgini çekerek ona yaklaşmadın. Diyecektir ki hal diliyle;
Bana istediğimi vereceğine inanmadım. Allah’ın daha güzel olabileceğini aklım aldı ama kalbim anlamadı. Ona söz geçiremedim.
Kalpler bahsinde anlatıldığı gibi Allah zikrini unutanları ve kendine olan ilgiyi bırakan kullarının pusulasını kendinin dışındaki her yöne çevirir. Şeytanları da ona musallat edip dünyayı ona süslü gösterir. Kalp gerçektende Allah’ın elindedir ve hiç kimse ona söz geçiremez. Fakat azmeden ve iyilikte bulunanlara Allah rahmet eder.
Aslında tüm inançsız kimseler dahi Allah’ın bir ürünü olan dizler titreten erkek ve kadınların önünde eğilirken, türlü lezzetlere sahip yiyecekler ve hizmet için deliler gibi çalışırken ve onları delice arzularken aslında Allah’a bilinçsizce tapıp aşık olmaktan başka bir şey yapmazlar.
Bir deniz kuşu tamamı altın ve mücevherden oluşmuş bir deniz keşfeder. Oradan kanadına bir inci takılır ve insanların fakir ülkesine uçarak gelir. Bir adam bakarda o inciye hemen aşık olur. ( incinin adı Züleyha’dır. ) Ona kendinden geçerek bakar. Daha çoğuna sahip olmak için yanıp tutuşur. İnci der ki; benim kalbim benim ellerimde değil, beni elde etmen küçük bir şans. Fakat benden çok daha mükemmel mücevherlerin bulunduğu bir deniz vardır ki o denizde benim gibiler yaratılır. İşte ben o denizin kanıtı olan inci değil miyim? Neden daha çoğunu istiyorsan incileri yapana yaklaşmıyorsun. Hem ben sadece bir numuneyim. Yakında değerim ölecek, zamanla kararıp çatlayacağım. Ben sadece sana küçük bir mesajım her şeye gücü yetenden.
O adam der ki; ey güzellik ve bilgelik dolu inci; O incileri yapanın beni duyacak kulakları ve görecek gözleri, benim şu coşkun hislerimi anlayacak kalbi var mıdır ki? Yoksa o bilinçsizce çalışan bir acayip fabrikadan mı ibarettir.
İnci güler; İlahi adam; hiç benimki gibi güzel ve güçlü kulaklar gözler yaratan, bunu en aciz yaratığına bile hediye edenin kendisi kör ve sağır olur mu? Benim içime seni anlayacak kalbi veren ve sevdiren, seninle konuşacak ilmi veren hiç hissiz ve bilgisiz olur mu? O ki en beğenmediğin hayvanlara bile bu hisleri dolu dolu vermiş. Sana yemin ediyorum; şu sözlerin bana senin gerçek bir kör ve sağır olduğunu anlatıyor ama duyup hisseden, görüp konuşan şu kainat ve inciler denizi bana ilahın bize şah damarımızdan daha yakın ve mutlak hakim olduğunu haykırıyor.
Öyleyse bir yaratılana bir kez aşık olmuş bir insanın onu yaratana bin kez aşık olması gerekmektedir. Eğer olmuyorsa bu Hakkıyla Allah’a ve özelliklerine kendini ikna edememiş olmasındandır. Bu meseleye duyarsız ve samimiyetsiz oluşundandır.
Bazen kişi inansa bile Allah’a , kendini öyle tastamam ve iyi görür ki, Allah’a ihtiyaç duymaz. Ondan medet dilenmez. Kendini beğenip kibirlenir ve diline dua gelmez. İşte inanmış kimselerden böylelerini Tanrı aşk mabedine çekmek için halinin aslında ne eksik ve zayıf olduğunu, aslında zavallı bir kul olduğunu hatırlatan geçici sıkıntılar verir. Fakat insan gafildir ve kör… Eski iyilik haline ulaşınca unutarak yeniden kaygısız ve gevşek hale gelir.
Bir kolunu kaybetmiş bir gence sorulmuştu;
- Eğer kolun sana geri iade edilse ilk ne yapardın?
O genç gayet kendinden emin bir şekilde şöyle demişti;
- Her iki kolu yerinde ve sağlıklı olduğu halde hayatından memnuniyetsiz olan her insanın bir kolunu kesmek isterdim.
Gerçekten etkileyici ve şok edici bir söz. Ama etkisi ne kadar sürecek balık hafızasına sahip kalbimizde. Yaşamımıza ne denli tesir edecek. Eğer dinleyip dinleyip, okuyup okuyup, hak vere vere insan bir şey yapmayacaksa, hayatında keskin ve gerekirse acıtan bir u dönüşü yapmayacaksa, inandığı şey uğruna bendini parçalamayacaksa; atmalı bu kitabı elinden duvarlarda parçalamalı, tüm kütüphanesini ateşte yakmalı… Eğer artık doğru bildiği şeyin yolunu yol edecekse coşku içinde dirilmeli duyarsızlığın öldürücü döşeğinden, gerekirse kapıyı çarparak, koşarak ayakkabısını unutup bir çocuk heycanıyla tüm yağmura rağmen çıkmalı. Ey kalbim artık Hakkın önünde diz çök. Hakka kulak ver, Hakka tap ve doğru olan neyse Onu yap. Ölmüş ve miskinleşmiş belki de çoktan son ilahi nefesini vermiş şu yüreği uçurumlara fırlat artık. Cesaret ve inanç dolu, uluhiyet ve adanmışlık dolu bir yürek dik beden toprağına, öyle ki filizleri tüm dünyayı kuşatsın. Bakanlara surur versin tadanlar için lezzent ve övünç kaynağı olsun, göklerde övülüp şeref bulsun. Sonsuzluğa uzanan o kalbin dalları Allah’a ulaşıp arşı şerefli rengiyle süslesin.
Bir bahçe düşün ki içinde gezip seyreyleyen yok, öyleyse boşuna… bir elbise düşün ki giyen hiç kimse yok öyleyse boşuna… sen de kainatı içine sığdırabilen dev bir yürek ama içinde aşk yok, öyleyse boşuna.
Sen de hızlı ve güçlü bir araç var ama demişsin “gel şöförüm ol kör ve sağır bir kula” Sende dağların taşımayacağı büyük bir yük var ama bir çocuk çağırmışsın demişsin ki “haydi sırtına alıver, ne istersen bu adam verecek”… Sen de sonsuzluğu arzulayan, Ummanlara sığmayan ilahi bir yürek, ama efendisi ol demişsin aciz bir kuluna…
Her durumda nasıl acı bir felaket ve sonu hüsran olan bir ahmaklık işareti var. İşte öyle kalbini ve hayatını Allah’ın yüce ellerine teslim ve armağan etmeyen kimsenin işleri de sonunda hep felaket olur.
Kendini beğenmişlik ve cehalet hastalığı ekseriyetle aynı yürekte kardeştir. Tedavisi ilim ve tevazu olan bir yüreğe değmektir. O bazen bir bakışla olur. Bakış aşka yol bulursa kalp ilacı emer yarayı acıtarak ve şifa suları ruhun pınarlarından coşar yüzü hidayetin rengine boyayarak.
İlahi aşka ulaşmak bazen derhal mümkün olabilir. Bir örtü düşünün ve örtünün önünde bir adam heyecan içinde beklemekte, kendini perde ile gizleyen güzeller güzeline perdeyi aralaması için yalvarmada. Birden bir rüzgar çıkar ve perde hafifçe salınır, içinden ışıklar fışkırır rengarenk ve nurlar etrafa saçılır en güzel ses ruhlarda çınlanır. Perdenin önündeki adam ise Sevgilinin vechini izin verildiği kadar görmüştür ve o anın muhteşem etkisine dayanamayarak ölür. Siz ise o perdenin ardındaki güzeli değil ama güzeli gören gözleri ve onun içindeki ışık yansımalarını görürsünüz. O kişinin titremesini ve çatlayan kalbini tutarak büyük bir ah çekerek ölmesine şahit olursunuz. Böylece İlahın vechine bakan sevgilisinin gözlerine bakmakla perdenin ardındaki sevgiliye erişemez fakat fırtınanın bir şehir üzerindeki inanılmaz etkisinden yola çıkarak heyecanlanırsınız. İster istemez gözleriniz perdenin ardına kayar. Bunun için onun bir sevgilisinin gözlerine aşk halinde iken yakalayıp bakmak fırsatına erişmek yeterlidir.
Bir melek çıkar o perdenin ardındakinin derdine düşmüş adama rehber olarak. Adam derki;
- Perdeyi yırtıp atmak istiyorum, sonunda ölüm bile olsa bunu yapacağım. Yeter ki bu muhteşem gücü ve güzelliği bir an yaşayayım. Yeminler olsun ki bu binlerce ölüme bedel. Çünkü ben sadece O’na değil Onu gören göze bile aşık oldum.
- Perdeyi yırtmak bizim elimizde değil ki; çünkü hakikatte perde bizim içimizde, birde biziz ve perde bizde. O ise apaçık heryerde.
- Onu derhal görmek istersem, buradan ona seslenip haykırsam, kendini göstermeden gitmeyeceğimi söylesem…
- Allah sabırla edilen duaları eninde sonunda kabul eder. Fakat edepsizce ve sanki bu layık olduğun bir hakmış gibi, şımarık bir çocuk gibi yaklaşırsan o zaman Azamet ve Kibriya yüzünü görürsün Hakkın. O zaman ya delirirsin yada yok olursun.
- Öyleyse nasıl yaklaşmalıyım ?
- Bir ülkenin kraliçesine yaklaşmaya çalışan o ülkenin en çirkin ve fakir kölesi gibi edep ve yere değen tevazu ile. Öyleki o bak demeden bakmamalı, her ne derse aynen ve en güzel şekilde yapmak için uğraşmalı.
- Benimle alay mı edersin ey melek. Hiçbir kraliçe köle ile görüşür onu kendine layık bulur mu?
- Eğer o kalp sarayı o dünyada bir tek ise o sarayda yalnız bir köle varsa elbette Kraliçesi görüşmeyi seve seve ister. Ayrıca O kraliçe olduğuna göre onun dışında herkes kölesi sayılır. Öyleyse kendini aşağı görme bu şekilde ve ona erişmeyi ümit et. Bir baksana etrafına tüm köleler işte, dertte ve lakırdıda. Perdenin yanında ve bir melekle konuşan ve O2nun izniyle, kalpleri yönlendirmesiyle güzel yüzünün yolunu arayan kim?O adam meleğin rehberliğine girer ve basamakları adım adım çıkarak aslında Kraliçe’nin meleğe tarifi ve çağrısı ile o köleye yolları çıkarır, nice hediyelerde bulunup rütbeler verir.
1 Mayıs 2008 Perşembe
İLAHİ AŞKA ULAŞMANIN YOLU
aKalbe söz geçirmek mümkün mü, İlahi aşka kavuşturulmanın sırrı nedir?
Bir çok insan hayatta ki en büyük şansın gerçek aşkı bulup, sevip sevilmeyi başarmak olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat istediğimizi sevemeyiz, içimizde sanki başka biri vardır ve o size hiç sormadan dilediğini sever. İnsanlar bu ilginç duruma öyle alışmıştır ki; sanki kalp onların değilmiş gibi konuşurlar. Fakat işin sırrı başkadır. Kalpleri onlardan alınmıştır ve bir başkasının ellerine bırakılmıştır enerjiler aleminde. Yazının ilerleyen kısımlarında en değerli özelliğimiz olan kalbimiz ve sırlarını okuyacağız inşallah; onu yaratan Allah’ın dilinden ayetlerle.
Hepimizin zaman zaman şikâyeti olmuştur; aklımızın yattığını kalbimize kabul ettirememek. Bazen bir insanı hiçbir kusuru olmamasına ve bizlere iyilik yapmış olmasına rağmen istesekte sevemeyiz. Dürüstlüğün ve çalışkanlığın güzel olduğuna inanırız. Fakat nedense hep dürüst ve çalışkan olmakta zorlanırız. Küçük bahanelerin ve sıkıntıların arkasına gizlenerek… Kalbimizde bir ağrı olur bazen, içimiz daralır, para ve sağlık yerinde bile olsa mutlu olamayız. Herkes bize “Allah’tan kork herkes sana imreniyor” bile deseler, biz buhranlarımızdan çıkamayız. Depresyon batağına saplanmışızdır. Gök artık mavi yerine gri, hayat anlamsız bir oyalanmacadır.
Allah’a inanırız, dizlerimizi titreten bütün güzellikleri yarattığını ve dilediği kadar güzel ve muhteşem olabileceğini bilmemize rağmen kalbimiz belki O’na bile âşık olmaz. O ( kalbimiz ) başka şeylerin peşine düşer ve bizi aldatır.
Bazen sorarız “Sanki bu et parçası bize ait değil. O’nu kontrol etmenin bir yolu yok mu, bana eziyetten başka bir şey yapmıyor?”
Bu Hz İbrahim için bile kendi derecesi içinde geçerli bir durumdur;
(BAKARA suresi 260. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Bir zamanlar İbrahim de: «Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti. Allah: «İnanmadın mı ki?» buyurdu. İbrahim: «İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.» dedi. Allah buyurdu ki: «Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.»
O aklen ve delilleriyle ibret alarak Allah’ın ne dilerse yapacağına kesin olarak inanmıştı elbette. Fakat kalbe söz geçmez ki, o kalpte aklı gibi iyice yatışsın istiyordu, çünkü iş kalpte bitiyordu, aklın dediğini kalp tam olarak tasdik etmedikçe bu iş olmuyordu… Pek çok kimseden duymuştum sohbetlerde; “Haklısın” diyorlardı “din konusunda, söylediklerin mantıklı, fakat kalbime hiç istek gelmiyor, içimden gelmiyor anlıyor musun?”
Tarihin hayretle baktığı ve imrendiği bir olay; muhacir ile Ensar’ın birden kardeş oluvermeleri ve evlerinde barındırıp kendilerinden çok sevmeleri; belki buna kendileri bile şaşıyorlardı. O şaşkınlığa düşüren kardeşlik aşkını anlatan yüzlerce hikaye vardır…
ÂLİ IMRÂN suresi 103. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
(ENFÂL suresi 63. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.
Açıktır ki; hiçbir hidayetçi veya resul bir insanı iman ettirmeye, kalbini temizleyip yumuşatmaya dahi muktedir değildir. Hatta kendi kalpleri üzerinde dahi asla hakimiyet sahibi değillerdir. O Allah’ındır ve O’nu sımsıkı elinde tutar.
(ENFÂL suresi 24. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Herhalde anladık ki kalp bizim elimizde değil Allah O’nun hakkında ne dilerse O’nu dileyeceğiz. Fakat akıl diyor ki; “Ey Kul, bu kalp O’nu sevmeyecekse işe yaramaz bir et parçası değil mi, nankör ve bencil, kendine tapmış olan bu taşı söküp atman lazım içinden, haydi bir yolunu bul, O’nu aşk ateşine at yada bir doktoruna götür”
Fakat doktoru yalnız Allah. Resulü bile O’na hakim (ENFÂL suresi 63. ayet)
değil ki bütün insanlar iman etmedi.
Peki Allah’ı ikna etmenin bir yolu var mı? O kalbin gözlerini açıp, içinden pınarlar fışkırmasına şahit olmanın, coşku denizlerinden aşk girdaplarına akıp Hakka yol bulmanın”. Yoksa kuru bir ot gibi ölü mü kalacağız ilelebet? Hep güzel hikayelerle mi avunacağız. Efsanelere göz yaşı dökmektense, sevgilinin gizemli denizlerine yelken açmayacak mıyız?
(ENFÂL suresi 70. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: «Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır.»
(RA'D suresi 28. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır.
İşte kalpleri yaratan ve O’nu kudret elide tutan Allah’ın kalpler için gösterdiği yol. Kalp zikri kalpleri Allah’a boyun eğdirir. O dilin oynamasına gerek olmayan ve kalbin hiç durmaksızın ve unutmaksızın sürekli Allah ismini tekrar ettiği bir zikir halidir. Mertebeleri vardır. Kişi aklını ve beynini her an Allah düşüncesi ve kelimesine, manasına, hissine konsantre etmeli, o zikri uykusuna bile kıldıktan sonra derinleşmeye çalışmalıdır. Zikrin bir manası da Kuran ‘dır; O’nu okumak, düşünmek ve araştırmaktır.
(KEHF suresi 28. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
(ZÜMER suresi 22-23. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Allah, kimin bağrını İslâm'a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi. Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah'ın rehberidir. Allah, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.
(CÂSİYE suresi 20. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Bu (Kur'an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.
(TEĞÂBÜN suresi 11. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
Ayrıca iman konusunda kalbimizi mutmain hale getirmemiz gerekmektedir. Bu konuyla ilgili olarak vaat edilenler ve iman bahsini okuyabilirsiniz. Çünkü kalbi mutmain etmek ancak imanın kalbe yerleşmesinden sonra olur.
Allah imanı da hidayeti de kalbinde bir güzellik ve hayır bulduğu kimselere nasip eder. Uyuşmuş ve kendini beğenmiş kimselerden, olan iman bile silinir. Öyle ki neye inandığını kalbi unutur.
(ZUHRUF suresi 36. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.
(ZUHRUF suresi 37. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
(ZUHRUF suresi 38. ayet)
Diyanet Açıklamalı
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.
Allah insanı ilahi aşk ve zatını sonsuz istemek dışında başka hiçbir şey için yaratmamıştır. İnsanların kalp güzelleri O yüce İlahın sevgilileridir.
(ZÂRİYÂT suresi 56. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Dua en büyük ibadettir. Dua yürekten istemektir. İstemenin en şerefli hali Allah’ı istemektir.
TEKVÎR suresi 29. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Öyleyse iman edenler, Allah’ı isteyen korkmasın. Çünkü Allah dilemedikçe siz bunu dileyemezdiniz. Allah bizlerin kalbini istemese ve aşkı arzulamasa bunu istememize asla izin vermezdi. O isteğini verdiği şeyi yarattı, yaratmayacağı şeye susuzluk da vermedi. Artık O’na inanan kendini unutarak O’na adanmalıdır. Sabredenler için perdeler çok incedir. Bu işin gerisi sırdır. Akıl sahibine bir söz yetmelidir.
Görüyoruz ki; insanlar dilediklerini dilemekten bile acizler. Kalpler hüküm altında. Çokları gıpta etse bile Allah’ı istemeyi gerçekleştiremeyecekler. O2nun zikrini terk ettikleri ve imana takipçi olmadıkları için şeytan ne isterse dünyada gördüklerinden onu isteyecektir. Göklerin ulviyeti ve gaybın sırlı sahibi, yıldızlara bakınca uçuşan perdeler… Oysa onların derdi yalnızca bu mide ne yer.
Kainatın en güzel ve güçlü kadını/erkeği bize mektup gönderse herhalde nasıl heyecanla okur, her kelimesine önem veririz. Allah elbette her şeyden yücedir. Öyleyse neden Kuran’ı göçzyaşlarıyla titreyerek, duygulanıp secdeler ederek okumuyoruz ? Yoksa O’nu alemlerin rabbinin göndediğine yürekten inanamadık mı? Yoksa o kitap bize değil de cinlere mi inmişti ? Her gün sayfalarca gazete ve ders kitabı okuyan bizler neden sevgilinin bize gönderdiği biricik ve mucizevi mektubu okumuyoruz. Ey nankör yüreğim, bedeninle birlikte en derin uçurumlardan yuvarlan yada bir an evvel kendine gel ve şu kısacık ve sıradan yaşamını anlamlı kılmak için, hayatını göklerde övülen, yüceler yücesinin yanında en sevilen olmak için bir çırpıda feda et artık gülümseyerek, kollarını inanca aç, kır Allah’ın izniyle şu zincirini.
Bir çok insan hayatta ki en büyük şansın gerçek aşkı bulup, sevip sevilmeyi başarmak olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat istediğimizi sevemeyiz, içimizde sanki başka biri vardır ve o size hiç sormadan dilediğini sever. İnsanlar bu ilginç duruma öyle alışmıştır ki; sanki kalp onların değilmiş gibi konuşurlar. Fakat işin sırrı başkadır. Kalpleri onlardan alınmıştır ve bir başkasının ellerine bırakılmıştır enerjiler aleminde. Yazının ilerleyen kısımlarında en değerli özelliğimiz olan kalbimiz ve sırlarını okuyacağız inşallah; onu yaratan Allah’ın dilinden ayetlerle.
Hepimizin zaman zaman şikâyeti olmuştur; aklımızın yattığını kalbimize kabul ettirememek. Bazen bir insanı hiçbir kusuru olmamasına ve bizlere iyilik yapmış olmasına rağmen istesekte sevemeyiz. Dürüstlüğün ve çalışkanlığın güzel olduğuna inanırız. Fakat nedense hep dürüst ve çalışkan olmakta zorlanırız. Küçük bahanelerin ve sıkıntıların arkasına gizlenerek… Kalbimizde bir ağrı olur bazen, içimiz daralır, para ve sağlık yerinde bile olsa mutlu olamayız. Herkes bize “Allah’tan kork herkes sana imreniyor” bile deseler, biz buhranlarımızdan çıkamayız. Depresyon batağına saplanmışızdır. Gök artık mavi yerine gri, hayat anlamsız bir oyalanmacadır.
Allah’a inanırız, dizlerimizi titreten bütün güzellikleri yarattığını ve dilediği kadar güzel ve muhteşem olabileceğini bilmemize rağmen kalbimiz belki O’na bile âşık olmaz. O ( kalbimiz ) başka şeylerin peşine düşer ve bizi aldatır.
Bazen sorarız “Sanki bu et parçası bize ait değil. O’nu kontrol etmenin bir yolu yok mu, bana eziyetten başka bir şey yapmıyor?”
Bu Hz İbrahim için bile kendi derecesi içinde geçerli bir durumdur;
(BAKARA suresi 260. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Bir zamanlar İbrahim de: «Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti. Allah: «İnanmadın mı ki?» buyurdu. İbrahim: «İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.» dedi. Allah buyurdu ki: «Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.»
O aklen ve delilleriyle ibret alarak Allah’ın ne dilerse yapacağına kesin olarak inanmıştı elbette. Fakat kalbe söz geçmez ki, o kalpte aklı gibi iyice yatışsın istiyordu, çünkü iş kalpte bitiyordu, aklın dediğini kalp tam olarak tasdik etmedikçe bu iş olmuyordu… Pek çok kimseden duymuştum sohbetlerde; “Haklısın” diyorlardı “din konusunda, söylediklerin mantıklı, fakat kalbime hiç istek gelmiyor, içimden gelmiyor anlıyor musun?”
Tarihin hayretle baktığı ve imrendiği bir olay; muhacir ile Ensar’ın birden kardeş oluvermeleri ve evlerinde barındırıp kendilerinden çok sevmeleri; belki buna kendileri bile şaşıyorlardı. O şaşkınlığa düşüren kardeşlik aşkını anlatan yüzlerce hikaye vardır…
ÂLİ IMRÂN suresi 103. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
(ENFÂL suresi 63. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.
Açıktır ki; hiçbir hidayetçi veya resul bir insanı iman ettirmeye, kalbini temizleyip yumuşatmaya dahi muktedir değildir. Hatta kendi kalpleri üzerinde dahi asla hakimiyet sahibi değillerdir. O Allah’ındır ve O’nu sımsıkı elinde tutar.
(ENFÂL suresi 24. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Herhalde anladık ki kalp bizim elimizde değil Allah O’nun hakkında ne dilerse O’nu dileyeceğiz. Fakat akıl diyor ki; “Ey Kul, bu kalp O’nu sevmeyecekse işe yaramaz bir et parçası değil mi, nankör ve bencil, kendine tapmış olan bu taşı söküp atman lazım içinden, haydi bir yolunu bul, O’nu aşk ateşine at yada bir doktoruna götür”
Fakat doktoru yalnız Allah. Resulü bile O’na hakim (ENFÂL suresi 63. ayet)
değil ki bütün insanlar iman etmedi.
Peki Allah’ı ikna etmenin bir yolu var mı? O kalbin gözlerini açıp, içinden pınarlar fışkırmasına şahit olmanın, coşku denizlerinden aşk girdaplarına akıp Hakka yol bulmanın”. Yoksa kuru bir ot gibi ölü mü kalacağız ilelebet? Hep güzel hikayelerle mi avunacağız. Efsanelere göz yaşı dökmektense, sevgilinin gizemli denizlerine yelken açmayacak mıyız?
(ENFÂL suresi 70. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: «Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır.»
(RA'D suresi 28. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır.
İşte kalpleri yaratan ve O’nu kudret elide tutan Allah’ın kalpler için gösterdiği yol. Kalp zikri kalpleri Allah’a boyun eğdirir. O dilin oynamasına gerek olmayan ve kalbin hiç durmaksızın ve unutmaksızın sürekli Allah ismini tekrar ettiği bir zikir halidir. Mertebeleri vardır. Kişi aklını ve beynini her an Allah düşüncesi ve kelimesine, manasına, hissine konsantre etmeli, o zikri uykusuna bile kıldıktan sonra derinleşmeye çalışmalıdır. Zikrin bir manası da Kuran ‘dır; O’nu okumak, düşünmek ve araştırmaktır.
(KEHF suresi 28. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
(ZÜMER suresi 22-23. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Allah, kimin bağrını İslâm'a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi. Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah'ın rehberidir. Allah, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.
(CÂSİYE suresi 20. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Bu (Kur'an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.
(TEĞÂBÜN suresi 11. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
Ayrıca iman konusunda kalbimizi mutmain hale getirmemiz gerekmektedir. Bu konuyla ilgili olarak vaat edilenler ve iman bahsini okuyabilirsiniz. Çünkü kalbi mutmain etmek ancak imanın kalbe yerleşmesinden sonra olur.
Allah imanı da hidayeti de kalbinde bir güzellik ve hayır bulduğu kimselere nasip eder. Uyuşmuş ve kendini beğenmiş kimselerden, olan iman bile silinir. Öyle ki neye inandığını kalbi unutur.
(ZUHRUF suresi 36. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.
(ZUHRUF suresi 37. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
(ZUHRUF suresi 38. ayet)
Diyanet Açıklamalı
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.
Allah insanı ilahi aşk ve zatını sonsuz istemek dışında başka hiçbir şey için yaratmamıştır. İnsanların kalp güzelleri O yüce İlahın sevgilileridir.
(ZÂRİYÂT suresi 56. ayet)
Elmalılı Sade. 2
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Dua en büyük ibadettir. Dua yürekten istemektir. İstemenin en şerefli hali Allah’ı istemektir.
TEKVÎR suresi 29. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Öyleyse iman edenler, Allah’ı isteyen korkmasın. Çünkü Allah dilemedikçe siz bunu dileyemezdiniz. Allah bizlerin kalbini istemese ve aşkı arzulamasa bunu istememize asla izin vermezdi. O isteğini verdiği şeyi yarattı, yaratmayacağı şeye susuzluk da vermedi. Artık O’na inanan kendini unutarak O’na adanmalıdır. Sabredenler için perdeler çok incedir. Bu işin gerisi sırdır. Akıl sahibine bir söz yetmelidir.
Görüyoruz ki; insanlar dilediklerini dilemekten bile acizler. Kalpler hüküm altında. Çokları gıpta etse bile Allah’ı istemeyi gerçekleştiremeyecekler. O2nun zikrini terk ettikleri ve imana takipçi olmadıkları için şeytan ne isterse dünyada gördüklerinden onu isteyecektir. Göklerin ulviyeti ve gaybın sırlı sahibi, yıldızlara bakınca uçuşan perdeler… Oysa onların derdi yalnızca bu mide ne yer.
Kainatın en güzel ve güçlü kadını/erkeği bize mektup gönderse herhalde nasıl heyecanla okur, her kelimesine önem veririz. Allah elbette her şeyden yücedir. Öyleyse neden Kuran’ı göçzyaşlarıyla titreyerek, duygulanıp secdeler ederek okumuyoruz ? Yoksa O’nu alemlerin rabbinin göndediğine yürekten inanamadık mı? Yoksa o kitap bize değil de cinlere mi inmişti ? Her gün sayfalarca gazete ve ders kitabı okuyan bizler neden sevgilinin bize gönderdiği biricik ve mucizevi mektubu okumuyoruz. Ey nankör yüreğim, bedeninle birlikte en derin uçurumlardan yuvarlan yada bir an evvel kendine gel ve şu kısacık ve sıradan yaşamını anlamlı kılmak için, hayatını göklerde övülen, yüceler yücesinin yanında en sevilen olmak için bir çırpıda feda et artık gülümseyerek, kollarını inanca aç, kır Allah’ın izniyle şu zincirini.
Tanıtım Filmi ve Sosyal Medya Yönetimi için doğru Reklam Ajansı "Sosyal Ajansım"
http://www.sosyalajansim.com
Altın oran, kabe, Kutsal Gizemler gibi eserleriyle uluslararası üne sahip olan yönetmen Erdem Çetinkaya'nın sahibi olduğu Mivafilm ve SosyalAjansim sizin için mükemmel bir tanıtım stratejisi oluşturabilir.
REFERANSLARIMIZ
T.C. Milli Savunma Bakanlığı – TAI – TUSAŞ (Atak Helikopterleri)
T.C. Milli Kütüphane (Tanıtım Filmleri ve Kurumsal Kimlik…)
Ankara Yıldırım Beyazıt Devlet Üniversitesi Tanıtım Filmleri
Kanal İstanbul Projesi 2012 Tanıtımı – İnanlar İnşaat
Wild Dragon Energy Drink – Avusturya
Xibe Energy Drink – Almanya
ŞikayetVar .com / Termikel/ Atv / TRT ve daha niceleri
Dünyanın en çok izlenen İslam Belgeseli (Kutsal Gizemler I ve II)
ERIC ROBERTS-Sinema Filmi-Özel Efektleri(Westbrick Murders)
Kozmik Sır – Bilim Kurgu Sinema (Başlıyor) ve çok daha fazlası…
T.C. Milli Kütüphane (Tanıtım Filmleri ve Kurumsal Kimlik…)
Ankara Yıldırım Beyazıt Devlet Üniversitesi Tanıtım Filmleri
Kanal İstanbul Projesi 2012 Tanıtımı – İnanlar İnşaat
Wild Dragon Energy Drink – Avusturya
Xibe Energy Drink – Almanya
ŞikayetVar .com / Termikel/ Atv / TRT ve daha niceleri
Dünyanın en çok izlenen İslam Belgeseli (Kutsal Gizemler I ve II)
ERIC ROBERTS-Sinema Filmi-Özel Efektleri(Westbrick Murders)
Kozmik Sır – Bilim Kurgu Sinema (Başlıyor) ve çok daha fazlası…
Hangi kurallara göre yaşayacağını şaşırmak. Din mi? Toplum mu? Ahlak mı? Kişisel arzular mı? Devlet kanunları mı? Çoğu zaman birbiriyle çelişiyorlar.
17 ) Hangi kurallara göre yaşayacağını şaşırmak. Din mi? Toplum mu? Ahlak mı? Kişisel arzular mı? Devlet kanunları mı? Çoğu zaman birbiriyle çelişiyorlar. Birinin istediğini öteki istemiyor. Bu halde nasıl mutlu olabilirim?
İnsan toplum kuralları, yasalar, din ve ahlak kuralları, bedensel istekler, iş ortamı kuralları, ikili ilişkilerin kuralları vb pek çok kurala aynı anda uymaya çalışır. Bu yünüyle insan onlarca efendisi olan zavallı bir köle gibidir. Birini memnun etse ötekini darıltır, birinin dediğini yapsa ötekine karşı gelmiş olur.
Bu durum şu temsili hikayeye benzer.
Bir ruh karanlıklar içinde çıplak iken bir ses işitir her yandan gelen ve tüm benliğini saran;
- Ey sen, tüm kainatın en güzel eseri ve sevgili kulum. Seni övülen ve imrenilen olarak yarattım.Senin için yüzbinlerce ağzın iftirası göz yumdum, binlerce benliği kendime düşman ettim, hakikat hakkındaki cehaletlerine göz yumdum.
Haydi öyleyse göstermelisin ki kendindeki güzelliği ve asaleti vaadim yerini bulsun. Beni anla, bana sevgili ol, ben Alemlerin İlahı olan, seni ve herşeyi yoktan vareden Allah’ım. Seni göndereceğim yerden sana verdiğim nimetlerle bana düşman olma. O kıymetli ve sırlı kalple ki benzerini kimseye vermedim; onunla benden nefret etme ve sevgime karşı gaflete düşme. İsmimin yüceliğni kalbine ve diline yerleştirdim. Haydi onu şerefiyle taşı. Asla hıyanet etme.
İnsan dedi ki;
- O gidilecek yer neresi haydi göster bana ki sana layık olduğun gibi aşkımı göstereyim ve şanına yakışır şekilde hareket edeyim. Bu sonsuz lutfuna ve okyanuslardan büyük cömertliğine karşılık bir damla olsun vereyim zaman sonsuzluğundan. Zatın yanında şu küçük nokta bile olmayan ben, siliniversin varlık diyarından, sen iste yeter ki, efendim sesin sen.
O ses;
- O yer dünya’dır. Orada iki yardımcın vardır. Yemeğin ağzına tutulacak, can pahasına korunacak, yumuşak tahtlarda gezdirilecek ve güzel bir eğitimden geçeceksin. Sana doğru ile yanlışı öğreteceğim ve kalbine yerleştirdiklerimi hatırlatacağım. Sen benim ismimi duyacaksın.
Denilenler aynen gerçekleşir ve Allah’ın kalbine yazdığı emirlerin aynısı kendisine tekrar edilerek yetiştirilir. Artık hayata hazır olarak yola düşer;
Çölde çeşitli ihtiyaçlarını tedarik için üzgün ve bitap bir halde dolaşırken yer yarılır ve içinden adı “toplum” olan büyük bir dev çıkar. O adama derki;
- Haydi bana itaat et, ne dersem aynen yap, senin efendin benim. Eğer bana tapmazsan seni arkadaşsın, kimsesiz ve alay edilip horlanmış birisi haline getiririm. Eğer benim kulum kölem olursan “sana aferim diyecekler, konuşmak isteyenler olacak, can sıkıntın gidecek, ayıplanmayacaksın” Ama bunlarda kesin değildir.
O an adı nefs (benlik) olan bir dev daha çıkar diğer taraftan ve der ki;
- Haydi bana tap, ne istersem yap ve beni efendin edin. Yoksa sana dayanılmaz acılar çektiririm, seni delirtir ve yoldan çıkarırım. Eğer yaparsan kısa süreli bir rahatlama veriririm. Ama bu da kesin değildir seni ölene kadar bir çok konuda aç bırakabilirim. Her halukarda bana uymak zorundasın.Az sonra bir ağaç yarılıp içinden bir dev daha çıkar adı “para” olan. Der ki;
- Ben ne dersem yap, benim için sabahtan akşama kadar çalış, diline beni dolayıp zikret ve benim için eğil. Eğer bunları yapmazsan seni aç ve fakir bırakırım. Herkese muhtaç edip yalvartırım. Eğer yaparsan; o zaman belki sana az bir miktar veririm ve seni rahatlatırım. Ben çok az köleme karşı cömert davranırım. Onlar da diğer devlerin hışmına zaman zaman uğrarlar.
O an gökten akıl isimli bir melek iner elinde bilgeliğin kitabı ile. Korkup, tüm bildiklerini unutmuş, zavallı adama der ki;
- Sakin ol, seni sahipsiz bırakmadık. Sana açıklayacağız; toplum devi nankördür. Ona hemen herkes taptığı halde sadece birkaç kişiyi alkışlar ve güzel sözler söyler. O kimselerde kısa sürede unutulur yada yine aynı dev tarafından iftiralarla karalamalarla slinip atılır. O bir eliyle sevse öbür eliyle mutlaka döver.
Nefs ( benlik ) devi kördür. Zevk veren herşeye sonu bela mı kaza mı felaket mi demeden saldırır. Onun her dediğini yapan ve tapan hiç kimse yoktur ki kısa ve küçük bir mutluluğun ardından ölmesin yada perişan olmasın. O en zararlı ve tehditkar olandır. O diz çökene kadar savaş bu durumda tüm felaketlerden ve körlükten emin olursun. Para devi hemen herkesi kölesi ve kulu yapmıştır. Ama çok paraya sahip olan yalnız binde birdir. O cimri ve pintidir. Seni zayıf gördükçe pis işler yaptırır. O parayı çok az kişiye verdiği gibi mutluluğu da parayı verdiklerinin çoğundan alır. Sen zevk yaşamak için koşarsın ama onun kölesi olmaktan zevke zaman ve ruh kalmaz.
Sonuç olarak para devini memnun etmeye çalışsan nefs devi çalışmayı sevmediği ve para devi her derdini çözemediği için mutsuz olur, öfkelenir. Toplum devi ise para devinin uşağıdır. Fakat zengin cimdiridir. Uşağını kendine gizli düşman eder.
Nefs devine tapsan; toplum seni azgınlıkla suçlar, kanunlar seni hapseder ve paran uçup gider. Toplum devi ise senin hiçbir ihtiyacını karşılamadığı gibi nefs devi ile hiç anlaşamaz ve birinin sevdiğini öteki sevmez. Para devininse umurunda olmaz toplum devi seni sevmiş mi anlamaz.
Melek bu sözleri söyler söylemez her devin ağzından dökülen binlerce canlı saldırır. Kadınlar, erkekler, polisler, patronlar, bilimadamları, kişisel gelişimciler, doktorlar iyi giyimli arkadaşlar…
Melek der ki;
- Seni koruyacağız, bunlar o devlerin askerleridir. Ayaklarını sabit tut. Sen ancak doğruyu yapmakla görevlisin. Mutluluk kendine muhtaç olanı esir eder. Kim ise yapması gerekli olanı, doğru olanı yaparsa mutluluk ona köle olur. O dilerse yaptıklarıyla mutlu olur dilerse onu bir kenara atar ve ilgilenmez.
Sana doğru ile yanlışı bildirdik. Hani Allah senden söz almıştı; sen yalnız efendini Allah edinecektin. Çünkü seni o yaratmış ve sana karşılık beklemeyen yardımcılar vermiş, seni eğitmişti. Sana ilahi sözler olduğu apaçık belli olan mucizeler dolu Kuran’ı göstermiş, doğaüstü işaretleri olan peygamberlerle seni uyarmış ve kalbine uluhiyeti ilham etmişti. Haydi seçimini yap öyleyse;
O insan;
- Allah’ı efendi, kanun koyucu ve ilah edinirsem ne kazanırım, yapmazsan ne kaybederim?
Melek ;
- Eğer Allah’ın kulu olursan tüm ihtyiaçların en az yeterli miktarda karşılanacak ve şu ölümlü devlerin şerrinden emin kılınacaksın. Onları dize getirene kadar biraz sabret biz sana yardımcı olacağız. Bu durumda bu dünya da mutluluk ve ilahi aşk senin olacak. Öteki alemin ise sevgilyle aşk ve gerçek nimetler yurdunun krallığı olacak. Eğer bunlara taparsan, onların insafına teslim olacaksın. Sana ne diler iseler yapacaklar. Öldüğünde seninle alay edecekler ve sen karanlıkların ellerine düşeceksin. Her yanı ateş olan enerji evreninde kendine ait yere çekilip çılgın bir ateşte enerji bedenin büzüşecek. Sen faydası olmayan bir ipe tutunmuş olacaksın. Öyleki sonu mutlaka uçuruma düşüş olan, kopmak üzere olan bir ipe sarılmış bulunacaksın. Çünkü o devler ölümle yok olur ve muhtaçtırlar.
Adam der ki;
- Bugüne dek benim her ihtiyacımı düşünen ve beni yaratan Allah en güçlü ve sonsuz olandır. Şu ömrün şu devlerin ayakların altında ezilmekle son bulacak bile olsa dönüş ona olduktan sonra “bu ne güzel sondur”. Ama o bana iki dünya da da merhamet ederse tüm devler önümde diz çöker ve galibiyet daim olarak bizim olur.
Melek;
- Allah sana nefs devine olan zaferini müjdeledi. O terbiye olup senin sevdiğini sevecek. Allah doğru ve güzel olanı ona kolaylaştıracak. Onu akıllı ve yardımcı bir köle gibi bulacaksın. Allah herşeyin rabbidir.Allah toplum devinin bir kolunu senin yardımına verecek. Seni destek ile müjdeledi. Sana dostlar ve kardeşler verecek. Öyle ki onlar kendilerinden çok seni sevecekler.Allah para devinden bir parçayı koparıp sana verecek. Seni aç ve susuz koymayacak. Fazladan da verecek. Fakat bu dünya sınav dünyası, senin savaşmanı ve şerefini göstermen için o devlerin canını hiç almayacak. Sen dilersen onlara efendi ol, dilersen kölesi ol. Kurtuluş herşeye gücü yeten ve herşeyi yoktan var edenin ellerindedir.
İnsan toplum kuralları, yasalar, din ve ahlak kuralları, bedensel istekler, iş ortamı kuralları, ikili ilişkilerin kuralları vb pek çok kurala aynı anda uymaya çalışır. Bu yünüyle insan onlarca efendisi olan zavallı bir köle gibidir. Birini memnun etse ötekini darıltır, birinin dediğini yapsa ötekine karşı gelmiş olur.
Bu durum şu temsili hikayeye benzer.
Bir ruh karanlıklar içinde çıplak iken bir ses işitir her yandan gelen ve tüm benliğini saran;
- Ey sen, tüm kainatın en güzel eseri ve sevgili kulum. Seni övülen ve imrenilen olarak yarattım.Senin için yüzbinlerce ağzın iftirası göz yumdum, binlerce benliği kendime düşman ettim, hakikat hakkındaki cehaletlerine göz yumdum.
Haydi öyleyse göstermelisin ki kendindeki güzelliği ve asaleti vaadim yerini bulsun. Beni anla, bana sevgili ol, ben Alemlerin İlahı olan, seni ve herşeyi yoktan vareden Allah’ım. Seni göndereceğim yerden sana verdiğim nimetlerle bana düşman olma. O kıymetli ve sırlı kalple ki benzerini kimseye vermedim; onunla benden nefret etme ve sevgime karşı gaflete düşme. İsmimin yüceliğni kalbine ve diline yerleştirdim. Haydi onu şerefiyle taşı. Asla hıyanet etme.
İnsan dedi ki;
- O gidilecek yer neresi haydi göster bana ki sana layık olduğun gibi aşkımı göstereyim ve şanına yakışır şekilde hareket edeyim. Bu sonsuz lutfuna ve okyanuslardan büyük cömertliğine karşılık bir damla olsun vereyim zaman sonsuzluğundan. Zatın yanında şu küçük nokta bile olmayan ben, siliniversin varlık diyarından, sen iste yeter ki, efendim sesin sen.
O ses;
- O yer dünya’dır. Orada iki yardımcın vardır. Yemeğin ağzına tutulacak, can pahasına korunacak, yumuşak tahtlarda gezdirilecek ve güzel bir eğitimden geçeceksin. Sana doğru ile yanlışı öğreteceğim ve kalbine yerleştirdiklerimi hatırlatacağım. Sen benim ismimi duyacaksın.
Denilenler aynen gerçekleşir ve Allah’ın kalbine yazdığı emirlerin aynısı kendisine tekrar edilerek yetiştirilir. Artık hayata hazır olarak yola düşer;
Çölde çeşitli ihtiyaçlarını tedarik için üzgün ve bitap bir halde dolaşırken yer yarılır ve içinden adı “toplum” olan büyük bir dev çıkar. O adama derki;
- Haydi bana itaat et, ne dersem aynen yap, senin efendin benim. Eğer bana tapmazsan seni arkadaşsın, kimsesiz ve alay edilip horlanmış birisi haline getiririm. Eğer benim kulum kölem olursan “sana aferim diyecekler, konuşmak isteyenler olacak, can sıkıntın gidecek, ayıplanmayacaksın” Ama bunlarda kesin değildir.
O an adı nefs (benlik) olan bir dev daha çıkar diğer taraftan ve der ki;
- Haydi bana tap, ne istersem yap ve beni efendin edin. Yoksa sana dayanılmaz acılar çektiririm, seni delirtir ve yoldan çıkarırım. Eğer yaparsan kısa süreli bir rahatlama veriririm. Ama bu da kesin değildir seni ölene kadar bir çok konuda aç bırakabilirim. Her halukarda bana uymak zorundasın.Az sonra bir ağaç yarılıp içinden bir dev daha çıkar adı “para” olan. Der ki;
- Ben ne dersem yap, benim için sabahtan akşama kadar çalış, diline beni dolayıp zikret ve benim için eğil. Eğer bunları yapmazsan seni aç ve fakir bırakırım. Herkese muhtaç edip yalvartırım. Eğer yaparsan; o zaman belki sana az bir miktar veririm ve seni rahatlatırım. Ben çok az köleme karşı cömert davranırım. Onlar da diğer devlerin hışmına zaman zaman uğrarlar.
O an gökten akıl isimli bir melek iner elinde bilgeliğin kitabı ile. Korkup, tüm bildiklerini unutmuş, zavallı adama der ki;
- Sakin ol, seni sahipsiz bırakmadık. Sana açıklayacağız; toplum devi nankördür. Ona hemen herkes taptığı halde sadece birkaç kişiyi alkışlar ve güzel sözler söyler. O kimselerde kısa sürede unutulur yada yine aynı dev tarafından iftiralarla karalamalarla slinip atılır. O bir eliyle sevse öbür eliyle mutlaka döver.
Nefs ( benlik ) devi kördür. Zevk veren herşeye sonu bela mı kaza mı felaket mi demeden saldırır. Onun her dediğini yapan ve tapan hiç kimse yoktur ki kısa ve küçük bir mutluluğun ardından ölmesin yada perişan olmasın. O en zararlı ve tehditkar olandır. O diz çökene kadar savaş bu durumda tüm felaketlerden ve körlükten emin olursun. Para devi hemen herkesi kölesi ve kulu yapmıştır. Ama çok paraya sahip olan yalnız binde birdir. O cimri ve pintidir. Seni zayıf gördükçe pis işler yaptırır. O parayı çok az kişiye verdiği gibi mutluluğu da parayı verdiklerinin çoğundan alır. Sen zevk yaşamak için koşarsın ama onun kölesi olmaktan zevke zaman ve ruh kalmaz.
Sonuç olarak para devini memnun etmeye çalışsan nefs devi çalışmayı sevmediği ve para devi her derdini çözemediği için mutsuz olur, öfkelenir. Toplum devi ise para devinin uşağıdır. Fakat zengin cimdiridir. Uşağını kendine gizli düşman eder.
Nefs devine tapsan; toplum seni azgınlıkla suçlar, kanunlar seni hapseder ve paran uçup gider. Toplum devi ise senin hiçbir ihtiyacını karşılamadığı gibi nefs devi ile hiç anlaşamaz ve birinin sevdiğini öteki sevmez. Para devininse umurunda olmaz toplum devi seni sevmiş mi anlamaz.
Melek bu sözleri söyler söylemez her devin ağzından dökülen binlerce canlı saldırır. Kadınlar, erkekler, polisler, patronlar, bilimadamları, kişisel gelişimciler, doktorlar iyi giyimli arkadaşlar…
Melek der ki;
- Seni koruyacağız, bunlar o devlerin askerleridir. Ayaklarını sabit tut. Sen ancak doğruyu yapmakla görevlisin. Mutluluk kendine muhtaç olanı esir eder. Kim ise yapması gerekli olanı, doğru olanı yaparsa mutluluk ona köle olur. O dilerse yaptıklarıyla mutlu olur dilerse onu bir kenara atar ve ilgilenmez.
Sana doğru ile yanlışı bildirdik. Hani Allah senden söz almıştı; sen yalnız efendini Allah edinecektin. Çünkü seni o yaratmış ve sana karşılık beklemeyen yardımcılar vermiş, seni eğitmişti. Sana ilahi sözler olduğu apaçık belli olan mucizeler dolu Kuran’ı göstermiş, doğaüstü işaretleri olan peygamberlerle seni uyarmış ve kalbine uluhiyeti ilham etmişti. Haydi seçimini yap öyleyse;
O insan;
- Allah’ı efendi, kanun koyucu ve ilah edinirsem ne kazanırım, yapmazsan ne kaybederim?
Melek ;
- Eğer Allah’ın kulu olursan tüm ihtyiaçların en az yeterli miktarda karşılanacak ve şu ölümlü devlerin şerrinden emin kılınacaksın. Onları dize getirene kadar biraz sabret biz sana yardımcı olacağız. Bu durumda bu dünya da mutluluk ve ilahi aşk senin olacak. Öteki alemin ise sevgilyle aşk ve gerçek nimetler yurdunun krallığı olacak. Eğer bunlara taparsan, onların insafına teslim olacaksın. Sana ne diler iseler yapacaklar. Öldüğünde seninle alay edecekler ve sen karanlıkların ellerine düşeceksin. Her yanı ateş olan enerji evreninde kendine ait yere çekilip çılgın bir ateşte enerji bedenin büzüşecek. Sen faydası olmayan bir ipe tutunmuş olacaksın. Öyleki sonu mutlaka uçuruma düşüş olan, kopmak üzere olan bir ipe sarılmış bulunacaksın. Çünkü o devler ölümle yok olur ve muhtaçtırlar.
Adam der ki;
- Bugüne dek benim her ihtiyacımı düşünen ve beni yaratan Allah en güçlü ve sonsuz olandır. Şu ömrün şu devlerin ayakların altında ezilmekle son bulacak bile olsa dönüş ona olduktan sonra “bu ne güzel sondur”. Ama o bana iki dünya da da merhamet ederse tüm devler önümde diz çöker ve galibiyet daim olarak bizim olur.
Melek;
- Allah sana nefs devine olan zaferini müjdeledi. O terbiye olup senin sevdiğini sevecek. Allah doğru ve güzel olanı ona kolaylaştıracak. Onu akıllı ve yardımcı bir köle gibi bulacaksın. Allah herşeyin rabbidir.Allah toplum devinin bir kolunu senin yardımına verecek. Seni destek ile müjdeledi. Sana dostlar ve kardeşler verecek. Öyle ki onlar kendilerinden çok seni sevecekler.Allah para devinden bir parçayı koparıp sana verecek. Seni aç ve susuz koymayacak. Fazladan da verecek. Fakat bu dünya sınav dünyası, senin savaşmanı ve şerefini göstermen için o devlerin canını hiç almayacak. Sen dilersen onlara efendi ol, dilersen kölesi ol. Kurtuluş herşeye gücü yeten ve herşeyi yoktan var edenin ellerindedir.
ZENGİNLER ŞANSLI MI? YOKSA TAM TERSİMİ?
15 ) Ben fakir ve imkanları az olan biriyim, çok akıllı ve kültürlüde sayılmam, zor bi hayatım oldu. Fakat bazı insanlar görüyorum hem zengin hem kültürlü ve akıllılar. İyilik ve hayırda yapıyorlar. Onlar ahiret konusunda benden şanslı dğeiller mi? Ben bir iyilik yapsam bir kişiye o bir iyilik yapsa bin kişiye ve duaya ulaşıyor.
Zenginde eden fakirde eden Allah’tır. Bizler samimiyetimiz ölçüsünde sorumluyuz. Bir padişah şuraya bir cami yapın diye emir verse devlet hazinesinden elini kaldırıken harcadığı enerji kadar iyilik yapmış olur. Fakat o inşaatta akşama kadar bir ücret beklemeden ter döken adam o iyilikte asıl pay sahibidir. İyilikler niyetlere göre ölçülür bunu yanısıra. En güzel olana niyet etmekde parayla dğeil ya. Herkes kendi imkanı ölçüsünde karınca misali O ateşi söndürmek için su taşıyabilir. Allah katında ölmekten korkan ve çadırında oturan bir padişah zulm işleyen ülkeleri fethederek islamı yaysa bile, savaş alanında yaralı toplayan yada ayakkabı tamir eden bir neferden şerefli değildir.
Tüneller kazılcak olsa halktan her insan kazma ve kürekle gelse ve kendi tünelinin sonuna gelmeden hepsi ölse. O inşaatın sahibi gelip baksa herkes değişik ve çok mesafeler gitmiş fakat birisi ancak birkaç adım. Bir eğilip baksa ve görse ki o az ilerlemiş tünelin sonuna; ayakları olmayan bir adam sürünerek gelmiş ve bir eliyle duvardan destek alıp bir eliyle vurmaya çalışmış, “ben ne yaparım” demeden, “çağrıldım bu davete öyleyse elimden ne gelirse yaparım” demiş. Ona herkesten çok ve kat at ücret verirniz denilir, her merhametli ve zengin Sultan gibi hediye ve rütbelere boğulur o azimli kişi. Sizlerde görüyorsunuz televizyonlarda, eli olmayan bir adam ayaklarıyla yazı yazsa; aslında çok sıradan ve az bir iş olan yazı yazmak, herkesi hayran bırakıp göz yaşartan büyük bir işe dönüşüyor. Siz de sonucu Allah’tan bekleyerek yalnız Allah için zorda olsa elinizden geleni yapın. Muvaffakiyet Allah’tandır. Olmasa bile niyetten ötürü olmuş gibi sizi karşılar.
Zenginde eden fakirde eden Allah’tır. Bizler samimiyetimiz ölçüsünde sorumluyuz. Bir padişah şuraya bir cami yapın diye emir verse devlet hazinesinden elini kaldırıken harcadığı enerji kadar iyilik yapmış olur. Fakat o inşaatta akşama kadar bir ücret beklemeden ter döken adam o iyilikte asıl pay sahibidir. İyilikler niyetlere göre ölçülür bunu yanısıra. En güzel olana niyet etmekde parayla dğeil ya. Herkes kendi imkanı ölçüsünde karınca misali O ateşi söndürmek için su taşıyabilir. Allah katında ölmekten korkan ve çadırında oturan bir padişah zulm işleyen ülkeleri fethederek islamı yaysa bile, savaş alanında yaralı toplayan yada ayakkabı tamir eden bir neferden şerefli değildir.
Tüneller kazılcak olsa halktan her insan kazma ve kürekle gelse ve kendi tünelinin sonuna gelmeden hepsi ölse. O inşaatın sahibi gelip baksa herkes değişik ve çok mesafeler gitmiş fakat birisi ancak birkaç adım. Bir eğilip baksa ve görse ki o az ilerlemiş tünelin sonuna; ayakları olmayan bir adam sürünerek gelmiş ve bir eliyle duvardan destek alıp bir eliyle vurmaya çalışmış, “ben ne yaparım” demeden, “çağrıldım bu davete öyleyse elimden ne gelirse yaparım” demiş. Ona herkesten çok ve kat at ücret verirniz denilir, her merhametli ve zengin Sultan gibi hediye ve rütbelere boğulur o azimli kişi. Sizlerde görüyorsunuz televizyonlarda, eli olmayan bir adam ayaklarıyla yazı yazsa; aslında çok sıradan ve az bir iş olan yazı yazmak, herkesi hayran bırakıp göz yaşartan büyük bir işe dönüşüyor. Siz de sonucu Allah’tan bekleyerek yalnız Allah için zorda olsa elinizden geleni yapın. Muvaffakiyet Allah’tandır. Olmasa bile niyetten ötürü olmuş gibi sizi karşılar.
DULARINIZ KABUL OLMUYOR MU?
14 ) Ben dua ediyorum ama kabul edilmiyor sanırım. Çok istediğim bazı şeyler verilmiyor. Hâlbuki Allah dua edin kabul edeyim diyor. Bu durumu açıklar mısınız?
Bir çocuk düşünün babası onu sırtından gezdirmektedir. O çocuk bazen elini prize sokmak ister, bazen kötü arkadaşların yanına gitmek ister, bazen uçurumun kenarında oynamak ister vs. Babası hep engeller, çocuğun ağlamarına da aldırmaz. Çok ısrar eder çocuk tepinirse onu uyarmak için kulağını hafifçe çeker.
Bir insan düşününki açlıktan ve susuzluktan neredeyse ölecektir ıssız bir çölde. Baygın şekilde yürürken O da ne? Bir çağlayan ki iki dağı arasından dev bir deniz akıyor. Tüm hayvanlar ve canlılar o çağlayanın dökülüp uzanan kollarından susuzluğunu gideriyor ve yinede bu çağlayanda bir eksilme olmuyor. Adeta binlerce ülke halkının susuzluğunu bir saniyelik debisi ile giderecek gibi azametli ve eşi görülmemiş. Siz hemen koşsanız engin kıyısına susuzluğunuzu gidermek için elinize küçük bir kap alıp…
Bir baksanız ki önünde kılıcıyla bir padişahın askerleri ve ve gizli örtüsü içinde Sultan durmakta.
Deseniz ki; “Nolur ey askerler bana şu sudan bir yudum verin, ciğerim yandı”
Askerler; “bu suyu buraya getiren ve yerden çıkaran Sultan’dır. O’na bir sormak lazım.Biz sana çok acıdık ve vermeyi çok isteriz dilediğin kadar. Fakat O’nun izni lazımdır ”
O askerler sultana sorsalar ve dense ki “O’nu çöllere geri çevirin, susuz bırakın”. O zaman o Sultan dünyanın en zalimi, en cimrisi ve merhametisi olmaz mı? Bir insan bile taş kalbiyle derken” ne kadar dilerseniz alın sonsuz nasılsa vermekle bitme bu, hem bizi de sever şükredersiniz belki” derken; herşeyin en merhametlisi olarak bilinen o zengin Sultan nasıl böyle bir şey der?
Görüyoruz ki; Allah herşeyden ve herkesten merhametli. Demek ki vermiyorsa bir nedeni var. O zalim olsa idi haşa, tüm canlılar telef olurdu ve hiç kimse doyup mutlu olamazdı. İki dünyada da rezillik ve acı bize kader olurdu. Fakat durum çok farklı inş. Demek ki O Sultan merhametli olmasına rağmen yine merhametinden ötürü vermiyor. Peki nasıl olur bu?
Şöyle ki; bu dünyada yetecek kadar suya şükreden her insan ahirette sonsuz denizlerin sahibi olur. Bunun için de hem bu dünyada susuz kalmaya gerek yoktur. Sadece yaşamaya yetecek kadar suya şükretmek, fazladan gelen suyu ise belli miktarda susuzlara vermekle insan sonsuz denizlerin sahibi olur. Sultan vaad eder askerleriyle; “O susuz kalmış kimseye yetecek kadar veya biraz daha fazla veriniz, daha fazlasına benim için razı olsun, ilerisi için O’na sonsuz denizleri müjdeleyin. Eğer bana veya size inanmazsa bu iyiliğe aracı olmanıza rağmen O zaman fazlasını verin ama deyin ki; ilerisi için inandığı bir ilah arasın kendine ve çöllerde sahipsiz kalsın”. Askerler sorsalar Sultan’a “Ey sultanımız bilgeliğin büyüktür, merhametinle tüm canlıları ve nimetlerini bolca yarattın, şu garibe her ik dünya da da bolca versen nolurdu” deseler haşa.
O der ki Allahul Alem
“Ben O’nun bana sevgisini ve inancını deniyorum. Sizin bilmediklerinizi bilirim. O az suyu alıp geri dönecek ve şu köşeyi dönmeden ben ismi azrail olan sevgili elçimi göndereceğim O’nu bir taht üstünden getirteceğim göklere kanat açarak. Perdeyi açacağım ve diyeceğim ki;
“ey kalbini güzel yola çeviren, Rabbine güvenen insan, sen benden biraz su istemiştin fakat ben sana eksiltip vermiştim ancak yetecek kadar yada az fazlası, onun içine birkaç saman çöpüde ekletmiştim. Hiç anlamamışmıydın ben herşeye Kadirim ve kullarıma karşı çok merhametliyim. Sana bana inanıp güzel habere sevinmen ve şükretmen karşılığında yeni bir hayat…Haydi kanatlarını çırp senin için yaratılan sonsuz nimetler denizine, onları ne göz gördün ne kulak işitti. Eğer güç vermesek onlara bakanlar heyecandan titreyerek ölürdü. Her canlıya kabına göre merhamet verdim. Ben ki alemleri kudret elinde tutan Yüce Allah’ım benim merhametimde kendi şanımca ve sonsuz gücüme yakışandır”
Biz o su arayan insan olarak bu sözleri duyunca ne diyeceğimizi şaşırırız. Ağlayarak ve zorlukla ağzımızdan şu cümleler dökülür “Ey tarifi mümkün olmayan yüce sıfatların sahibi Sultanım; hiç kimsenin ilmine yaklaşamayacağı alemlerin tek ilahı, her nimeti aynı topraktan farklı güzellikte çıkarmaya güç yetiren, bana yazıklar olsun ki, o azıcık suyun peşine düşmüştüm de neden fazlasını vermiyor hemence diye düşünmüştüm, eğer bu günün büyüklüğünü bilsem o suyu derhal denizine geri dökerdim ve yalnız aşkın diye diye ağlardım. Aklımı suyun geri kalanında bırakmazdım. Kanım da sahip olduklarımda şu denizine aksaydı da ben huzuruna tertemiz gelseydim, sana adaklar adayıp, kurbanlar kesseydim ve isminden ilahiler yapsaydım. Benim inancıma karşılık sonsuzluk verene hamd olsun, lakin ben sizden bir şey daha isteyeceğim affınıza sığınarak ve hakkım olmayarak, lütfen izin verin Sultanım”
“Söyle kulum”
“Ben ikinci kez hırsıma yenik düşmüş olmak istemem, sen sırlar öğretensin, ben cennet adını verdiğiğin sonsuzluk yurdunu isteyenlere hibe etsem senin izninle ve yanında kalıp samimiyetinizi ve sevginizi talep etsem, hizmetinizde bulunam şerefini verseniz ? Bu bana herşeyden daha sevgilidir. Bana lütfen affınızı ve kabulunuzu bildirin Sultanım”
“Ben beni tercih edeni, başka hiçbir şeye tercih etmem. Senin bana sevgin benim sana sevgimin, senin beni istemen, benim sana olan arzumun küçük bir yansımasıdır. Ben dilemedikçe kullarım dileyemez. Öyleyse haydi gir içeri, soyunarak tüm benliğinden aç o sırlı perdeleri”
Bu sözleri dünyada iken söylemek lazımdır. İnsan olarak bilmeliyiz ki; malın fazlası vakti alır Allah’ ı için için ağlaya ağlaya almaya engel olur, çünkü sahte bir güven verir, kalp latılaşır. Lafın fazlası Allah zikrine mani olur, malın zikrini getirir. O sultana ve mucize göstermiş elçilerine inanmayan “hayır ben ilerde bişey istemiyorum şu kovayı doldurun çabuk, ben sizinle uğraşamam size güvenenlerde değilim” diyen kişi belki o kovayı alıp gidebilir. Ama Ölümle birlikte o kova devrilecek içinde ne kadar su olursa olsun boşa gidecek, içinde güneşin olmadığı bir dünyada yalnız kalacak ve leş arayan yırtıcıların, o dünyanın gözü kör sakinlerinin merhametinden merhamet dilenecek. O’na diyecekler ki; sen O tek ilahı beğenmemiştin, bugün başka bir Rab ara kendine seni kurtarması için, sahip olduklarını çağır diyecek”
(BAKARA suresi 200-202. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
Diyanet Açıklamalı
Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.
Diyanet Açıklamalı
İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.
Fakat Allah öyle merhametlidir ki; o kovayla hayat isimli yolun virajını dönene kadar o cahilin arkasından onlarca elçi yüzlerce uyarıcı gönderir, binlerce merhamet mektubu yazılır. Kuşlar seherleri çığlıklarıyla, güneş her sabah ışıklarıyla, yıldızlar süsleriyle O’na bir sahibimiz ve yaratıcımız var, biz kendi kendimizi üretebilecek zekaya da yeteneğe de sahip değiliz. Sende haydi bizler gibi yönünü O’na çevir ve O’nu seyreyle, zikret” derler.
Fakat çalışması, ilmi ve zenginliği Allah yolunda olanın hali ne güzeldir. Dünya işi O’nu Allah’ı anmaktan gafil kılmaz ve bir ibadete dönüşür her fiili.
Kumar, içki, boş laf, zina, faiz ve aşırı eğlence, israf zenginlerde daha çoktur. Kime zenginlik verilirse gevşer.
Bir çocuk düşünün babası onu sırtından gezdirmektedir. O çocuk bazen elini prize sokmak ister, bazen kötü arkadaşların yanına gitmek ister, bazen uçurumun kenarında oynamak ister vs. Babası hep engeller, çocuğun ağlamarına da aldırmaz. Çok ısrar eder çocuk tepinirse onu uyarmak için kulağını hafifçe çeker.
Bir insan düşününki açlıktan ve susuzluktan neredeyse ölecektir ıssız bir çölde. Baygın şekilde yürürken O da ne? Bir çağlayan ki iki dağı arasından dev bir deniz akıyor. Tüm hayvanlar ve canlılar o çağlayanın dökülüp uzanan kollarından susuzluğunu gideriyor ve yinede bu çağlayanda bir eksilme olmuyor. Adeta binlerce ülke halkının susuzluğunu bir saniyelik debisi ile giderecek gibi azametli ve eşi görülmemiş. Siz hemen koşsanız engin kıyısına susuzluğunuzu gidermek için elinize küçük bir kap alıp…
Bir baksanız ki önünde kılıcıyla bir padişahın askerleri ve ve gizli örtüsü içinde Sultan durmakta.
Deseniz ki; “Nolur ey askerler bana şu sudan bir yudum verin, ciğerim yandı”
Askerler; “bu suyu buraya getiren ve yerden çıkaran Sultan’dır. O’na bir sormak lazım.Biz sana çok acıdık ve vermeyi çok isteriz dilediğin kadar. Fakat O’nun izni lazımdır ”
O askerler sultana sorsalar ve dense ki “O’nu çöllere geri çevirin, susuz bırakın”. O zaman o Sultan dünyanın en zalimi, en cimrisi ve merhametisi olmaz mı? Bir insan bile taş kalbiyle derken” ne kadar dilerseniz alın sonsuz nasılsa vermekle bitme bu, hem bizi de sever şükredersiniz belki” derken; herşeyin en merhametlisi olarak bilinen o zengin Sultan nasıl böyle bir şey der?
Görüyoruz ki; Allah herşeyden ve herkesten merhametli. Demek ki vermiyorsa bir nedeni var. O zalim olsa idi haşa, tüm canlılar telef olurdu ve hiç kimse doyup mutlu olamazdı. İki dünyada da rezillik ve acı bize kader olurdu. Fakat durum çok farklı inş. Demek ki O Sultan merhametli olmasına rağmen yine merhametinden ötürü vermiyor. Peki nasıl olur bu?
Şöyle ki; bu dünyada yetecek kadar suya şükreden her insan ahirette sonsuz denizlerin sahibi olur. Bunun için de hem bu dünyada susuz kalmaya gerek yoktur. Sadece yaşamaya yetecek kadar suya şükretmek, fazladan gelen suyu ise belli miktarda susuzlara vermekle insan sonsuz denizlerin sahibi olur. Sultan vaad eder askerleriyle; “O susuz kalmış kimseye yetecek kadar veya biraz daha fazla veriniz, daha fazlasına benim için razı olsun, ilerisi için O’na sonsuz denizleri müjdeleyin. Eğer bana veya size inanmazsa bu iyiliğe aracı olmanıza rağmen O zaman fazlasını verin ama deyin ki; ilerisi için inandığı bir ilah arasın kendine ve çöllerde sahipsiz kalsın”. Askerler sorsalar Sultan’a “Ey sultanımız bilgeliğin büyüktür, merhametinle tüm canlıları ve nimetlerini bolca yarattın, şu garibe her ik dünya da da bolca versen nolurdu” deseler haşa.
O der ki Allahul Alem
“Ben O’nun bana sevgisini ve inancını deniyorum. Sizin bilmediklerinizi bilirim. O az suyu alıp geri dönecek ve şu köşeyi dönmeden ben ismi azrail olan sevgili elçimi göndereceğim O’nu bir taht üstünden getirteceğim göklere kanat açarak. Perdeyi açacağım ve diyeceğim ki;
“ey kalbini güzel yola çeviren, Rabbine güvenen insan, sen benden biraz su istemiştin fakat ben sana eksiltip vermiştim ancak yetecek kadar yada az fazlası, onun içine birkaç saman çöpüde ekletmiştim. Hiç anlamamışmıydın ben herşeye Kadirim ve kullarıma karşı çok merhametliyim. Sana bana inanıp güzel habere sevinmen ve şükretmen karşılığında yeni bir hayat…Haydi kanatlarını çırp senin için yaratılan sonsuz nimetler denizine, onları ne göz gördün ne kulak işitti. Eğer güç vermesek onlara bakanlar heyecandan titreyerek ölürdü. Her canlıya kabına göre merhamet verdim. Ben ki alemleri kudret elinde tutan Yüce Allah’ım benim merhametimde kendi şanımca ve sonsuz gücüme yakışandır”
Biz o su arayan insan olarak bu sözleri duyunca ne diyeceğimizi şaşırırız. Ağlayarak ve zorlukla ağzımızdan şu cümleler dökülür “Ey tarifi mümkün olmayan yüce sıfatların sahibi Sultanım; hiç kimsenin ilmine yaklaşamayacağı alemlerin tek ilahı, her nimeti aynı topraktan farklı güzellikte çıkarmaya güç yetiren, bana yazıklar olsun ki, o azıcık suyun peşine düşmüştüm de neden fazlasını vermiyor hemence diye düşünmüştüm, eğer bu günün büyüklüğünü bilsem o suyu derhal denizine geri dökerdim ve yalnız aşkın diye diye ağlardım. Aklımı suyun geri kalanında bırakmazdım. Kanım da sahip olduklarımda şu denizine aksaydı da ben huzuruna tertemiz gelseydim, sana adaklar adayıp, kurbanlar kesseydim ve isminden ilahiler yapsaydım. Benim inancıma karşılık sonsuzluk verene hamd olsun, lakin ben sizden bir şey daha isteyeceğim affınıza sığınarak ve hakkım olmayarak, lütfen izin verin Sultanım”
“Söyle kulum”
“Ben ikinci kez hırsıma yenik düşmüş olmak istemem, sen sırlar öğretensin, ben cennet adını verdiğiğin sonsuzluk yurdunu isteyenlere hibe etsem senin izninle ve yanında kalıp samimiyetinizi ve sevginizi talep etsem, hizmetinizde bulunam şerefini verseniz ? Bu bana herşeyden daha sevgilidir. Bana lütfen affınızı ve kabulunuzu bildirin Sultanım”
“Ben beni tercih edeni, başka hiçbir şeye tercih etmem. Senin bana sevgin benim sana sevgimin, senin beni istemen, benim sana olan arzumun küçük bir yansımasıdır. Ben dilemedikçe kullarım dileyemez. Öyleyse haydi gir içeri, soyunarak tüm benliğinden aç o sırlı perdeleri”
Bu sözleri dünyada iken söylemek lazımdır. İnsan olarak bilmeliyiz ki; malın fazlası vakti alır Allah’ ı için için ağlaya ağlaya almaya engel olur, çünkü sahte bir güven verir, kalp latılaşır. Lafın fazlası Allah zikrine mani olur, malın zikrini getirir. O sultana ve mucize göstermiş elçilerine inanmayan “hayır ben ilerde bişey istemiyorum şu kovayı doldurun çabuk, ben sizinle uğraşamam size güvenenlerde değilim” diyen kişi belki o kovayı alıp gidebilir. Ama Ölümle birlikte o kova devrilecek içinde ne kadar su olursa olsun boşa gidecek, içinde güneşin olmadığı bir dünyada yalnız kalacak ve leş arayan yırtıcıların, o dünyanın gözü kör sakinlerinin merhametinden merhamet dilenecek. O’na diyecekler ki; sen O tek ilahı beğenmemiştin, bugün başka bir Rab ara kendine seni kurtarması için, sahip olduklarını çağır diyecek”
(BAKARA suresi 200-202. ayet)
Diyanet Açıklamalı
Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
Diyanet Açıklamalı
Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.
Diyanet Açıklamalı
İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.
Fakat Allah öyle merhametlidir ki; o kovayla hayat isimli yolun virajını dönene kadar o cahilin arkasından onlarca elçi yüzlerce uyarıcı gönderir, binlerce merhamet mektubu yazılır. Kuşlar seherleri çığlıklarıyla, güneş her sabah ışıklarıyla, yıldızlar süsleriyle O’na bir sahibimiz ve yaratıcımız var, biz kendi kendimizi üretebilecek zekaya da yeteneğe de sahip değiliz. Sende haydi bizler gibi yönünü O’na çevir ve O’nu seyreyle, zikret” derler.
Fakat çalışması, ilmi ve zenginliği Allah yolunda olanın hali ne güzeldir. Dünya işi O’nu Allah’ı anmaktan gafil kılmaz ve bir ibadete dönüşür her fiili.
Kumar, içki, boş laf, zina, faiz ve aşırı eğlence, israf zenginlerde daha çoktur. Kime zenginlik verilirse gevşer.
BİR ENGELLİ İSENİZYADA BAŞKACA BİR SORUNUNUZ VARSA...
13 ) Ben tekerlekli sandalyede yaşayan bir engelliyim, tahmin edersinizki hayat zor, ve insanlar bana acıyorlar. Sadece ben değil, dünyada pek çok engelli ve şekil bozukluğu sorunu olan insan var. Öyleki yüzlerinden ötürü sokrağa çıkamıyorlar. Bu kimselere karşı Allah’ın tutumu ve hikmeti nedir? Çok üzülüyoruz.
Bütün ruhlar bir zaman çıplaktı. O alemin düzleminde hepsi heyecan içinde titreşiyordu. O ruhların çığlıkları arşa kadar yankılanıyordu. Çünkü perdeler kalkıp ve boyutlar yarılmak üzere idi. Allah ruhlara ilahi nazarı ile tecelli ve onlardan söz alacaktı.
O “şak” anı yaklaştıkça arşın melekleri daha şiddetli titrmeye başladılar. Sonunda nefesler tutuldu ve perdeler savrularak uçuşmaya başladı. O an tüm zaman durdu; mekan yok oldu. Anlamlar silindi, var ile yok bir elde birleşti. O an ilahi nazarla cezbeye tutuldu tüm gönüller. Eğer “O” tutmasa tüm ruhlar eriyerek yokluk alemine savrulacaktı. Tahammülü mümkün olmayan o an artık tüm ruhlar secdeye çağrıldı. İstisnasız ve tereddütsüz hepsi secdeye geldi.
Melekler seslendi “Doğrulun, sizden söz alınacak”
O alemlerin sultanı dedi ki;
- Ben sizin ilahınız değil miyim?
Tüm ruhlar adeta yanarak ve coşku içinde ağlayarak “evet, sen bizim ilahımızsın” diyerek heyecan dolu cevaplar verdiler. O halde iken onlara dayanmaları için güç veriliyordu.
Bir münadi dedi ki;
“O kendi aşkı uğruna gideceğiniz dünyada; şu kısa hayatının bir kısmını verecek ve ruhların üzerindeki elbesilerinin parçalanarak çıkmasına razı olacak aşıklarını arzuluyor, öeyleyse haydi gönüllüler çıksın”
Derhal milyonlarca ruh uçuştu; arzuyla kendilerine ayrılmış alanda saflar tutuldu” Onlar seçildi, dünyadaki halinizin resmi böyle, adınızda şehitler olsun denildi.
Ardından dendi ki;
-İlahımız, kendi nefsini terkedecek aşkı için yırtık elbiseler giyecek ve ayaklarına prangalar takacak “övülmüş sabır ehlini” çağırıyor.Ardından bunu arzulayan yüzbinlerce ruh uçuşarak alana uçuştu ve yayıldı. Hani o ruhlar başlarını verilenlerin sonsuz güzelliğinden ötürü yere koyup ağlıyor, rüzgarda ki buğday başakları gibi titriyorlardı.
Haydi bekleme; dirilerek kalk yırt o beden elbisesini. Hatırla haydi tüm gücünle “O” şak ve titreyiş anını.
Milyonlarca beden elbisesi diken onların üzerine gözler ve kulaklar içi yollar açan, bir yürekle hislendiren elbet seni görüyor ve halini biliyor. Öyleyse inanmalısın; çünkü o beden elbisesi sen istemesen bile çıkarılacak üzerinden. Sen o eski halinde sonsuzluk meydanına çıkarılacaksın.
Artık diril, elbisenin ağırlığından kurtul. Yama ve yırtıklara aldırma. Nefis şeytanının düşman bacağı kırık, haydi şükret Allah’a. Gökleri kusursuz ve yırtıksız yaratan sana o elbiseyi elbette hikmetsiz vermedi. Haydi O’nun aşkıyla varlığına şahadet getirerek sımsıkı sarıl verdiği elbiseye, başıma taçdır, de.
Dünya hayatı insan için, sonsuz zaman denizi yanında küçücük bir damla bile değil. Eğer sonsuzluk olmayacaksa ebette; bu damlayı elinden silkip at çünkü kıymetli değil. Eğer varsa ki mutlaka var O sonsuzluk ve hikmet; öyleyse damlayı bırak, başını ümitle çevir ve seni bekleyen ilahi ummana bak.
O göklere çevir sonra gözlerini; kusur olmayan mavi ve heybetli sonsuzluğa. İlahın nuru doğmakta çepeçevre, canlanarak secdeya kapan O Merhametli Rabbine.
Bütün ruhlar bir zaman çıplaktı. O alemin düzleminde hepsi heyecan içinde titreşiyordu. O ruhların çığlıkları arşa kadar yankılanıyordu. Çünkü perdeler kalkıp ve boyutlar yarılmak üzere idi. Allah ruhlara ilahi nazarı ile tecelli ve onlardan söz alacaktı.
O “şak” anı yaklaştıkça arşın melekleri daha şiddetli titrmeye başladılar. Sonunda nefesler tutuldu ve perdeler savrularak uçuşmaya başladı. O an tüm zaman durdu; mekan yok oldu. Anlamlar silindi, var ile yok bir elde birleşti. O an ilahi nazarla cezbeye tutuldu tüm gönüller. Eğer “O” tutmasa tüm ruhlar eriyerek yokluk alemine savrulacaktı. Tahammülü mümkün olmayan o an artık tüm ruhlar secdeye çağrıldı. İstisnasız ve tereddütsüz hepsi secdeye geldi.
Melekler seslendi “Doğrulun, sizden söz alınacak”
O alemlerin sultanı dedi ki;
- Ben sizin ilahınız değil miyim?
Tüm ruhlar adeta yanarak ve coşku içinde ağlayarak “evet, sen bizim ilahımızsın” diyerek heyecan dolu cevaplar verdiler. O halde iken onlara dayanmaları için güç veriliyordu.
Bir münadi dedi ki;
“O kendi aşkı uğruna gideceğiniz dünyada; şu kısa hayatının bir kısmını verecek ve ruhların üzerindeki elbesilerinin parçalanarak çıkmasına razı olacak aşıklarını arzuluyor, öeyleyse haydi gönüllüler çıksın”
Derhal milyonlarca ruh uçuştu; arzuyla kendilerine ayrılmış alanda saflar tutuldu” Onlar seçildi, dünyadaki halinizin resmi böyle, adınızda şehitler olsun denildi.
Ardından dendi ki;
-İlahımız, kendi nefsini terkedecek aşkı için yırtık elbiseler giyecek ve ayaklarına prangalar takacak “övülmüş sabır ehlini” çağırıyor.Ardından bunu arzulayan yüzbinlerce ruh uçuşarak alana uçuştu ve yayıldı. Hani o ruhlar başlarını verilenlerin sonsuz güzelliğinden ötürü yere koyup ağlıyor, rüzgarda ki buğday başakları gibi titriyorlardı.
Haydi bekleme; dirilerek kalk yırt o beden elbisesini. Hatırla haydi tüm gücünle “O” şak ve titreyiş anını.
Milyonlarca beden elbisesi diken onların üzerine gözler ve kulaklar içi yollar açan, bir yürekle hislendiren elbet seni görüyor ve halini biliyor. Öyleyse inanmalısın; çünkü o beden elbisesi sen istemesen bile çıkarılacak üzerinden. Sen o eski halinde sonsuzluk meydanına çıkarılacaksın.
Artık diril, elbisenin ağırlığından kurtul. Yama ve yırtıklara aldırma. Nefis şeytanının düşman bacağı kırık, haydi şükret Allah’a. Gökleri kusursuz ve yırtıksız yaratan sana o elbiseyi elbette hikmetsiz vermedi. Haydi O’nun aşkıyla varlığına şahadet getirerek sımsıkı sarıl verdiği elbiseye, başıma taçdır, de.
Dünya hayatı insan için, sonsuz zaman denizi yanında küçücük bir damla bile değil. Eğer sonsuzluk olmayacaksa ebette; bu damlayı elinden silkip at çünkü kıymetli değil. Eğer varsa ki mutlaka var O sonsuzluk ve hikmet; öyleyse damlayı bırak, başını ümitle çevir ve seni bekleyen ilahi ummana bak.
O göklere çevir sonra gözlerini; kusur olmayan mavi ve heybetli sonsuzluğa. İlahın nuru doğmakta çepeçevre, canlanarak secdeya kapan O Merhametli Rabbine.
Allah ile Kainat arasındaki İlişki nedir?
Allah CC. Öyle yücedir ve alim ki insanların kendisiyle ilgili soracağı her soruyu önceden bilir. Bu milyonlarca soruya tek bir kelime ile muhteşem bir cevap verebilir. Allah niye yarattı? Nasıl yaratıyor? Kullarına nasıl bakıyor? Zamanın göreceli olmasını nasıl idare ediyor? Sever mi? Düşünür mü?...
İşte o tek kelimelik cevap; İnsan.
Allah insana yine insanın kendisini göstererek cevap verir. Çünkü her sanat eseri sanatçıya dair ipuçları taşır. Sanat üzerien işlenen detay ve teknoloji arttıkça üreten hakkında daha fazla bilgi ve hikmet sunar. Bu yönüyle insan, dünyadaki varlıklar içinde Allah hakkında en fazla bilgi ihtiva eden en kompleks ve üstün varlıktır. Elbette görünüşü ile değil, çünkü Allah şekillere ve renkelere benzemekten münezzehtir. O şekillerin alamayacağı bir güzellik ve azamate sahiptir. Şekil ve renkten oluşan oluşan herşeyin güzellik yada etkileyicilik kapasitesi sınırlıdır. Allah’ı görmek içi ilahi gözler ve bambaşka bir yaratış gerekmektedir.
Şmdi Allah kainat ilişkisini insan üzerinde anlatalım;
Allah uzayda ol deyince yoktan olur; insan hayal dünyasında ol deyince yoktan olur. (Allah’ın eli ve izniyle her daim )Allah uzayda sistemler tasarlar; insan hayal dünyasında…Allah yarattığını yok olmasını dilemekle yok eder; İnsan da hayalgücünde yok olmasını istediğini..Allah uzaydaki zaman ve mekandan üstün ve herşekilde hakimdir, kendisi uzaydaki zamana tabi olmaz. İnsan da hayalgücünde iç içe geçmiş zamanlar ve boyutlar yaratabilir, kendisi de hayalindeki zaman ve mekana tabi olmaz
Allah’ı uzayda yaratılan düşük düzeydeki varlıklar nasıl kaıl erdiremezse. İnsanın hayal dünyasında ki iki boyutlu bile olmayan hayalden varlıklar, insanın muhteşem beyni ve varlık hissine asla yaklaşamazlar.
Allah insana bilinmek ve insan tarafından tanınmak için; kendi evreni gibi bir evren vermiştir ancak küçük ve öz bir örnek olsun diye. Böylelikle onu kendini bilmekle sorumlu tutar. İnsan içinde uluhiyet hissini tattığı için hayal dünyasında, dışındaki gerçekler alemini görünce derhal Rabbini hatırlar ve kendiliğinden bilir olur.
Bazı ateistlerin sorduğu Allah kaldıraayacağı taşı yaratabilir mi? Vb. tüm paradoks sorular bu misal ile kolayca cevaplanır. Nasıl hayalde her yaratılan taş aslında yok ise insanın varlık düzeyine göre, Allah içinde bu kainat ancak enerji ve ilim elinde ki bir hayalden ibarettir. Bizlerin hayalleri 2 ve altı boyutlu, kısıtlı enerjili, onukiler 3 ve üzeri boyutlu sonsuz enerjili olarak tarif edilebilir.
Tüm kainat Allah’tandır. Allah’tan ayrı bi yerde değildir. Allah’ın kendisi değildir. Nasıl hayalimizde ki evren bizden bir parça ise ve bizden ayrı değilse. Biz dileyene kadar hayalgücümüzde zaman ve mekan yoksa işte uzayda da böyledir.
Nasıl Kuran da alatıldığı gibi isan ne yöne baksa rabbinin yüzünü görürse, bizim hayalimizdek varlıklarda aslında ne yöne baksalar bizm onlara göstermek istediğimiz yüzümüzü, bizim eserimizi ve ruhumuzu görürler kendi kapasitelerince. Dilersek o hayalet varlıklara kendi varlığımızı daha derinden hissedecekleri bir boyut bir pencere açabiliriz. Onlar bunu görünce hayretten şekil değiştirebilir veya delirebilirler. Herşey bizim elimizde. Biz de O’nun ellerindeyiz.
Bu misal ile Kuran ve hadisler birebir örtüşmekte ve sorulan her türlü soruya cevap mantıklı verebilmek mümkündür. İnsan kainatın küçük bir numunesidir ve O sembolik kainata ilahın ruhundan gelen ruh halife kılınmaktadır. Fakat bu halini göremez, özelliklerinden yararlanamaz çünkü 5 gözlü bir hapise kilitlenip, kalbinin üzeri nefsani arzularla toz tutunca kör olur. Ruh acı çeker
İşte o tek kelimelik cevap; İnsan.
Allah insana yine insanın kendisini göstererek cevap verir. Çünkü her sanat eseri sanatçıya dair ipuçları taşır. Sanat üzerien işlenen detay ve teknoloji arttıkça üreten hakkında daha fazla bilgi ve hikmet sunar. Bu yönüyle insan, dünyadaki varlıklar içinde Allah hakkında en fazla bilgi ihtiva eden en kompleks ve üstün varlıktır. Elbette görünüşü ile değil, çünkü Allah şekillere ve renkelere benzemekten münezzehtir. O şekillerin alamayacağı bir güzellik ve azamate sahiptir. Şekil ve renkten oluşan oluşan herşeyin güzellik yada etkileyicilik kapasitesi sınırlıdır. Allah’ı görmek içi ilahi gözler ve bambaşka bir yaratış gerekmektedir.
Şmdi Allah kainat ilişkisini insan üzerinde anlatalım;
Allah uzayda ol deyince yoktan olur; insan hayal dünyasında ol deyince yoktan olur. (Allah’ın eli ve izniyle her daim )Allah uzayda sistemler tasarlar; insan hayal dünyasında…Allah yarattığını yok olmasını dilemekle yok eder; İnsan da hayalgücünde yok olmasını istediğini..Allah uzaydaki zaman ve mekandan üstün ve herşekilde hakimdir, kendisi uzaydaki zamana tabi olmaz. İnsan da hayalgücünde iç içe geçmiş zamanlar ve boyutlar yaratabilir, kendisi de hayalindeki zaman ve mekana tabi olmaz
Allah’ı uzayda yaratılan düşük düzeydeki varlıklar nasıl kaıl erdiremezse. İnsanın hayal dünyasında ki iki boyutlu bile olmayan hayalden varlıklar, insanın muhteşem beyni ve varlık hissine asla yaklaşamazlar.
Allah insana bilinmek ve insan tarafından tanınmak için; kendi evreni gibi bir evren vermiştir ancak küçük ve öz bir örnek olsun diye. Böylelikle onu kendini bilmekle sorumlu tutar. İnsan içinde uluhiyet hissini tattığı için hayal dünyasında, dışındaki gerçekler alemini görünce derhal Rabbini hatırlar ve kendiliğinden bilir olur.
Bazı ateistlerin sorduğu Allah kaldıraayacağı taşı yaratabilir mi? Vb. tüm paradoks sorular bu misal ile kolayca cevaplanır. Nasıl hayalde her yaratılan taş aslında yok ise insanın varlık düzeyine göre, Allah içinde bu kainat ancak enerji ve ilim elinde ki bir hayalden ibarettir. Bizlerin hayalleri 2 ve altı boyutlu, kısıtlı enerjili, onukiler 3 ve üzeri boyutlu sonsuz enerjili olarak tarif edilebilir.
Tüm kainat Allah’tandır. Allah’tan ayrı bi yerde değildir. Allah’ın kendisi değildir. Nasıl hayalimizde ki evren bizden bir parça ise ve bizden ayrı değilse. Biz dileyene kadar hayalgücümüzde zaman ve mekan yoksa işte uzayda da böyledir.
Nasıl Kuran da alatıldığı gibi isan ne yöne baksa rabbinin yüzünü görürse, bizim hayalimizdek varlıklarda aslında ne yöne baksalar bizm onlara göstermek istediğimiz yüzümüzü, bizim eserimizi ve ruhumuzu görürler kendi kapasitelerince. Dilersek o hayalet varlıklara kendi varlığımızı daha derinden hissedecekleri bir boyut bir pencere açabiliriz. Onlar bunu görünce hayretten şekil değiştirebilir veya delirebilirler. Herşey bizim elimizde. Biz de O’nun ellerindeyiz.
Bu misal ile Kuran ve hadisler birebir örtüşmekte ve sorulan her türlü soruya cevap mantıklı verebilmek mümkündür. İnsan kainatın küçük bir numunesidir ve O sembolik kainata ilahın ruhundan gelen ruh halife kılınmaktadır. Fakat bu halini göremez, özelliklerinden yararlanamaz çünkü 5 gözlü bir hapise kilitlenip, kalbinin üzeri nefsani arzularla toz tutunca kör olur. Ruh acı çeker
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)